Park'ta Devinim
Beyaz bir kelebek
Uçuyordu gönlünce
Bir sağa bir sola doğru
İki çoçuk koşturuyordu
Arkası sıra anneleri
Bir sabah oyunu gibiydi
Anneler ve çoçuklar arasında
Hafif bir esinti yetiyordu
Kurumuş yaprakları dallarından
Koparıp yere doğru fırlatmaya
Tek tek kopacak yapraklar
Ağaç ve dalları giysisiz kalacaklar
Üşüyecekler kış boyu
Bir kelebeğin uçması,
Çocuğun koşturması
Umut değil de nedir?
Oysa bir yaprağın düşmesi
Umuttan çok bir mevsimin
Geçişinin hüznü değil de nedir?
İmren Tüzün
16.10.2017
Copyright © İmren Tüzün All rights reserved
16 Ekim 2017 Pazartesi
8 Eylül 2017 Cuma
Bir Eylül Gecesi Rüyası - İmren Tüzün
Bir Eylül Gecesi Rüyası
Bir Eylül gecesi rüyamda
Tanıdığım üç kişi
Bulanık ve kirli bir
Denizin içine doğru
Giysileriyle yürüyorlardı.
Bağırdım arkalarından
“Deniz çok kirli,
dönün geriye.”, dedim
Çok neşeliydiler,
Beni duymadılar,
Devam ettiler yürümeye.
O sırada Ahmet ve ben
Çok şık bir konsolun
Üzerindeki gramofondan
Klasik müzik dinliyorduk.
Pencereden denize doğru baktım,
“Deniz çok kirli, başlarına
bir şey gelecek.”, dedim
“Bırak gitsinler”, dedi
Ahmet, gülerek.
Bir rüya değildi sanki
Gerçek gibiydi her şey
Ahmet yaşıyordu
Eski günlerdeki gibi
Salonda oturmuş
Müzik dinliyorduk.
Müzik dinliyorduk.
Olur ya rüyaların gerçekliğini
Daha rüyadayken sorgular
Ve o anda uyanırız.
Uyandım, tek
başınaydım.
Keşke o an, o müzik dolu an
Biraz daha sürseydi, dedim,
Kızdım kendi kendime.
Ahmet’in dediği gibi
Kızdım kendi kendime.
Ahmet’in dediği gibi
Doğrucu Davutluğum
Başıma bela her daim
Rahat bırakmıyor beni
Rüyada bile.
Rahat bırakmıyor beni
Rüyada bile.
...
İmren Tüzün
Antalya, Eylül 2013 - 2016
Copyright © İmren Tüzün All rights reserved
Copyright © İmren Tüzün All rights reserved
28 Haziran 2017 Çarşamba
Soru, Kuşku ve Nasihat
Soru, Kuşku ve Nasihat
Ne zaman sordun
İlk soruyu
Ne zaman düştü içine
İlk kuşku
Ne zaman fark ettin
Adaletsizliği ve eşitsizliği
Ne zaman öğrendin
Yalanların içinde doğrular,
Doğruların içinde yalanlar olduğunu
Ne zaman kazık yedin insanlardan
Ne zaman hor görüldün
En çok sevdiklerin tarafından
Oysa sen bilmezsin küçümsemeyi
Ta ki biri seni küçümsediğini
Hissettirene kadar
Nasıl kaybettin insanlara inancını
Ve yalnızlaştın gitgide
İçindeki sevgi denizini
Verebilirdin oysa seve seve
Parayla pulla değil
Bir gülümsemeyle
Sen de biliyorsun
Gülümsemenin değerini
Yakıyorsun içten baktığın bir insanı
Hele çocuklar ne çok seviyorlar
Seninle göz göze gelmeyi
Artık sadece kendine inanıyorsun
Bir de yapmak istediklerine
Bu kadar da şikayet etme!
Az iyilik görmedin bir avuç insandan
Onları bari kaybetme!
İmren Tüzün
Antalya, Haziran 2016
Roka Dergisi, Sayı
3, Aralık 2016
Copyright © İmren Tüzün All rights reserved
Copyright © İmren Tüzün All rights reserved
5 Haziran 2017 Pazartesi
Demre ve Seralar / İnsan ve Doğa - İmren Tüzün
Demre ve Seralar
Hayalimdeki büyük
bahçeye...
Yıkın o seraları
Portakal, limon, mandalina,
Nar, badem, dut dikin
Az kazanacaksınız
Çok iyi bir arabaya
Binmeyeceksiniz belki
Buna karşılık
Doğa içinde
Bahçelerde yürüyecek,
Ağaçlara dokunacaksınız
Bir ağacın
Nasıl büyüdüğünü
İzleyerek şaşıracaksınız
En önemlisi de
İnsan olacaksınız
Teknolojinin sizden
Söküp aldığı duygularınızla
İmren Tüzün
Antalya, 02 Haziran 2017
Copyright © İmren Tüzün All rights reserved
...
...
İnsan ve Doğa
İnsanların
lanetlediğini
İlahi
adalet tutar elinden
Ayağa
kaldırır, yüceltir,
Doğa
misali.
Lanetten
doğar dünya
Yeniden,
yeniden.
İmren
Tüzün
Antalya,
05 Haziran 2017
Copyright © İmren Tüzün All rights reserved
Copyright © İmren Tüzün All rights reserved
24 Mayıs 2017 Çarşamba
Annemin Sebze Yemekleri - İmren Tüzün
Annemin Sebze Yemekleri
Sıcak
yaz günleri yaklaşırken, insan daha hafif yemekyapmak ister. Kışın çeşit çeşit
otlar sofralara zenginlik katarken yaza doğru doğal otlar yerini sebzelere,
sebze yemeklerine bırakır.
Sebzeler de yaz sıcağında yetişmez pek,
yaylalarda çıkmaya başlar doğal
domatesler, biberler, fasülyeler. Sıcak günlerde en çok yetişen sebze, patlıcan
ve bamyadır. Annem, evimizin önüne patlıcan ve bamya dikerdi. Su azdı bizim
çocukluğumuzda, susuz sebze yetişmez, küçük bir alana dikilir, akşamüstleri
sulanırdı. Yazın baş yiyeceğimiz patlıcandı neredeyse, domates çarşıdan
alınırdı. Günümüzde de kışın seralarda her türlü sebze yetişir Demre’de, yaz
geldi mi bütün seralar nadasa bırakılır, toprak dinlendirilir yaz boyunca.
Doğu
mutfağında et ve hamur işleri,
Akdeniz’de ise ot, sebze ve balık
ağırlıklı bir yemek kültürü var. Ailemizden edindiğimiz yemek kültürü yaşam
boyu bize rehberlik ediyor. Annelerimizden öğrendiğimiz yemekler, kolaylıkla
yapabileceğimiz, lezzete lezzet katabileceğimiz yetenekleri bize kazandırıyor.
Annem yemek konusunda çok yaratıcı bir insandı. Evde çok az malzeme olsa bile
sofraya güzel tatlar koymayı bilirdi, misafir gelse kaşla göz arasında bir şeyler
yapıverir, misafir ağırlardı. Kendi adıma, Annem kadar yetenekli değilim yemek
konusunda, daha doğrusu onun kadar zaman ayıramıyorum ve sabırlı değilim.
Domates
ve Patlıcan cilvesi,-Antalya’da ‘cive ‘diyorlar,- bizim oraların önemli yaz
yemeklerindendir, Antalya’da Parlak Lokantası’nda geleneksel sebze yemekleri
yapılıyor, bazen denk gelinirse tadılabilir.
Domates
cilvesi için, soğan, sarmısak, yeşil biber,-tercihe göre kırmızı biber de
kullanılabilir-, domates,-çok olgun olmayacak, hafif yeşilli olması lezzeti
arttırır-, bir tutam pirinç, salça, fesleğen yeterli. Sebze ve pirinci
yıkıyoruz. İnce doğranmış soğanları zeytinyağı ile hafif kavurduktan
sonra, salça, -istenirse kırmızı toz
biber de kullanılabilir,- ve pirinci ekleyerek karıştırdıktan sonra çok az su
koyarak, bir taşım kaynatıyoruz. Biraz kaynayınca doğradığımız domatesleri, -
domates salatasından büyük olacak domates parçaları-, tencereye koyuyoruz,
biber ve diş sarmısakları ekledikten sonra, suyunu salıncaya kadar kapağını
kapatıyoruz. Çok az daha su koyduktan sonra bir dal fesleğenle birlikte bir
taşımlık daha pişmesini bekleyip, altını kapatıyoruz. Sıcak yenilirse lezzeti
daha iyi olur, yoğurt veya ayran eşlik
edebilir yemeğe.
Patlıcan
cilvesine gelince, pişirme yöntemi aynı
olsa da kullanılan sebzeler biraz farklı. Patlıcanlar yıkanır, patlıcanın her iki yanından üst kabuğu
soyulur, tamamen beyaz kalmamalıdır-, önce ikiye , daha sonra dört parçaya
ayrılır. Küp şeklinde değil de yatay olarak bir parmak kalınlığından biraz daha
enli doğranarak az tuzlu suya koyulur, acısının çıkması için. Fazla bekletmeye
gelmez, kararmaması gerekir, bu nedenle diğer malzemelerin önceden temizlenip
ayıklanmış olması gerekir.
Doğranmış
soğan zeytinyağı ile hafif kavrulur, domates, salça eklenir ve karıştırılır,
üzerine sudan sıkarak aldığımız patlıcan, yeşil biber, sarmısak eklenerek tencerenin kapağı kapatılır,
bir kaç dakika hiç karıştırılmamalıdır,
daha sonra patlıcanlar aşağıdaki
malzemeyle karıştırılır, biraz su eklenir. İsteğe göre domates cilvesinde
olduğu gibi fesleğen dalı eklenir, ne çok sulu ne susuz olmalıdır, çok az suyu
kalmalıdır. Sıcak yenmesi tavsiye olunur, yanında taze acı biber, yoğurt eşlik
edebilir. Eğer kavurma işlemi ağır gelirse, soğan en alta, üste patlıcan, en
üste de bolca domates, salça eklenir, üzerine zeytinyağı kaşıkla gezdirilir.
Bir kaç dakika sebzelerin suyunu salması beklendikten sonra, karıştırılır ve
çok az su eklenerek pişmeye bırakılır. Elbette istenildiği ölçüde tuz, tane
kara biber de eklenebilir her iki yemeğe de.
Fesleğenli
ayranında ayrı bir lezzeti var. Fesleğen yapraklarını blenderde inceltip,
ayrana eklenirse, yazın ferahlık veren bir içecek yapılabilir evde.
Doğusu,
batısı, güneyi ve kuzeyi farklı yemek kültürlerinin bu kadar çeşitlilik
gösterdiği bir ülke var mıdır bilmiyorum. Farklı bölgelerden tanıştığım
kadınlardan yemek kültürlerini öğrenmek hoşuma gider, kendim de ailemden bana
aktarılan yemek kültürünü paylaşmaya çalışırım, yeni öğrendiklerimle birlikte.
Evde, her gün, ne pişirsem bugün, sorusunun yükünü daha çok kadınlar çekiyor ve
onlar da sürekli bir yaratıcılık ekliyorlar yemek kültürüne. Kültürün devam
ettiricileri kadınlar olarak, aileden ve çeşitli kültürlerle tanışmalarından
öğrendiğimiz yemekleri paylaşırsak, bugün ne pişirsem sorusuna bir çözüm
getirebilir, hayatımıza lezzet zenginlikleri katabiliriz.
İmren
Tüzün
Antalya,
24 Mayıs 2017
4 Mayıs 2017 Perşembe
Kahraman Olarak Annem - İmren Tüzün
İnsana çocukluğunda annesi
devasa görünür. Boyu uzundur, güçlü kuvvetlidir, sanki büyüyüp de ona
yetişemeyeceğini düşünür. Ulaşılacak bir ırak nokta gibidir annesi çocuğun
gözünde. Benim için de öyleydi annem, kocaman gövdesinin yanında kendimi çok
ufak tefek hissederdim, kısa boylu, çelimsiz bir çocuktum.
Annem, annesi ve babası, o üç aylıkken, on beş gün arayla hayata veda ettiklerinden olsa gerek, babasının ve annesinin
akrabalarına yakınlık duyardı. Özellikle halalarına ve teyzesine. Annemin halaları
Amozon kadınları gibiydi,
bağımsızlıklarına düşkün, kendi başlarına hareket edebilen. Ben daha çok Heniş
Halayı hatırlıyorum. Adını şimdi dahi bilmiyorum, bizim için o hep Heniş hala
olarak kaldı. Uzun boylu, beyaz saçlı,- nedense bende saçları açıkmış gibi bir
izlenim bırakmış olmalı, tülbentini sıkı sıkıya bağlamıyordu herhalde-,
eteğine, o güzel bahçesinden meyveler devşirdiği uzun elbisesi, mesh ayakkabısı
ve elinde bastonuyla Demreli kadınlardan ayrıksı bir hali vardı, ele de çok
karışmazdı. Bahçelerinden kendi istekleri dışında meyve koparılmasını
istemezlerdi, etrafı böğürtlenlerle çevrili, kapısı kapalıydı bahçelerinin. Ne
zaman oradan geçsek, “hadi bir halama da uğrayıverelim.” derdi annem. Taştan
yapılma, iki katlı evlerinin merdivenlerini tırmanarak ulaşırdık. Annem hemen
halasıyla sohbete dalardı. “Annemi her gördüğünde biraz ağlamaklı olurdu Heniş
Hala, kardeşi Süleyman’ı, annemin babasını mı hatırlardı kim bilir. Heniş hala
uzun yaşadı, eşi de çok bağlıydı kendisine, genellikle ikisi beraber
hayatlarını sürdürürlerdi, mutlu bir çift gibi görmüşümdür onları hep. İçe
kapalı, kendi aurası olan bir dünyaları vardı.
Annem ve babam akraba
evliliği yapmışlar, hala dayı çocukları oluyorlar. Dolayısıyla, annemin
annesinden gelen ortak akrabalıkları
vardı. Fatma hala, dedemin üvey kardeşiymiş,
fakat o zamanlar gerçek bir hala gibi görülürdü. Annemin de teyzesi
oluyordu, fakat biz daha çok Fatma hala olarak biliriz. Fatma hala, kocası
Ramazan amcayla, iki katlı, geniş kagir bir evde otururlardı. Kaç odası vardı
şimdi hatırlamıyorum, zamanın büyük evlerindendi, hala da duruyor. Büyük
bahçelerinin başında, yol üzerindeydi evleri, Heniş halaların eviyle aynı
sırada, onlardan önce gelirdi. Fatma hala, ince, minyon tipli, konuşkan ve
sigara içen bir kadındı. O bana daha yerli, daha sosyal gibi gelmiştir her
zaman.
Gel zaman git zaman, Fatma
halanın kocası Ramazan Amca hayata veda etti. Annem, hemen halasına koştu,
gitti. Bize de evde ineklere göz kulak olmak, onları bakıp doyurmak kaldı. Her
şey yolunda gibiydi o gün, öğleye doğru danalardan biri yediği ot nedeniyle
zehirlenmiş olmalı, karnı şişti, ne yapacağımızı bilemedik. Sıdıka ya da Ahmet,-şimdi
çok iyi hatırlayamıyorum-, koşarak anneme haber vermeye gittiler. Annem de, hiç
durmadan kan ter içinde eve geldi. Annem, danaya baktı, hemen evin içine koştu.
Eline sivri uçlu bir bıçak aldı. Biz dananın etrafında, üzüntü içinde
ağlaşıyorduk. Annem, dananın yanına geldi, etrafında döndü, danayı iyice gözden
geçiriyordu, biz de ne yapacak diye bakıyorduk pür dikkat. Annem bir hamleyle
bıçağı dananın kaburgasına sapladı, dananın içinden öyle bir hava çıktı ki,
karnı iniverdi birden. Annem, “ kurtuldu”,
dedi sevinçle. O üzüntülü halimiz geçmiş, anneme hayranlıkla bakıyor,
nasıl yaptığını soruyorduk. O anda annem bir kahramana dönmüştü gözümüzde,
sanki bir tragedyanın ortasındaydık da, bir kahraman ortaya çıkıvermişti.
Annem, anne babasını bebekken
kaybettiğinden olmalı, çocuklar ve hayvanlara karşı hep can vermek istemiş gibi
gelir bana. Kendi yöntemince, hasta tavukların bile midelerini yıkar, onları
hayata döndürürdü. Bir sağlıkçı gibi iğne yapardı, babam kızardı ona, başına bir şey gelecek,
bir zarar olursa diye. Fakat annemde bitmez tükenmez bir cesaret vardı,
yaratıcı bir insandı.
On sekiz yıl sonra, annemin
yokluğunu hissediyorum elbette. Fakat Sıdıka’nın acısı, o her şeyin üstünde bu
sene benim için. Kardeşim, kardeşim diyorum, başka da bir şey diyemiyorum.
İmren Tüzün
Antalya, Mayıs 2017
Copyright © İmren Tüzün All rights reserved
Copyright © İmren Tüzün All rights reserved
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)