10 Ağustos 2013 Cumartesi

Küçük kızdan hayat dersi…


Küçük kızdan hayat dersi…

Bugün öğleden sonra, Atölyemde,  Elmas’la yarım kalmış bir arşiv üzerinde çalışıyorduk. Kapı çaldı, “kim o?” diye sordum. Küçük bir kız ” bayramınız kutlu olsun” dedi. Sevinçle kapıyı açtım, o ses bana yabancı değildi. Mahallemizde oturan, geçen bayramlarda da beni ziyaret etmiş olan, yolda gördüğümde selamlaştığım küçük kızdı. Atölyeye davet ettim. “Burasının atölye olduğunu bilmiyordum” dedi. Resimlere baktı, odaları dolaştı. Sonra birkaç fotoğrafını çektim, fotoğrafını çekmemi sevdiğini biliyordum.

Çalıştığımızı gördüğü için, fazla kalmak istemedi. O anda, atölyede ne şeker ne de ona verebileceğim bozuk para vardı. “Eve çıkayım, sana şeker ikram edeyim” dedim. “Yok sen yorulma, ben apartmana çıkacağım.” diyerek ayrıldı atölyeden.

Biz çalışmaya dalmışken pencereden seslendi, Elmas’la bana şeker vermek istedi. Biz de olmaz, sende kalsın dediysek de, çantasından küçük avucuna doldurduğu kağıt şekerleri Elmas’ın avucuna bırakıverdi ve ekledi.:”Çocuklar gelirse şeker verirsin” dedi  ve yoluna devam etti.
İmren Tüzün

©Bütün Hakları Saklıdır / All Right Reserved

9 Ağustos 2013 Cuma

Yazma Sıkıntısı


Yazma Sıkıntısı

 Zihnimden akan sözcükler, cümlelere dönüşüp defterlerime akıyor,  sayfalar arasında varlıklarını sürdürüyorlar, fakat bir türlü derli toplu bir yazı haline dönüşemiyorlar.

Anlıyorsunuz ki, hayatınızın merkezindeki eşinizin acısını bir köşe yazısına sığdıramayacaksınız. Nereden başlamalısınız yazmaya, tanışmanızdan mı, arkadaşlığınızdan mı, evliliğinizden mi, dostluğunuzdan, arkadaşlığınızdan,  mutluluğunuzdan mı, çektiğiniz acılardan mı, en değerlisi de yazınsal eşinizin kaybından mı? Bu yaşadıklarınızı oto sansür uygulamadan nasıl yazacaksınız? Hem sonra herkesin acıdan kaçtığı bir zaman diliminde sizin acılarınızı, kaybınızı kim anlayabilir yeterince. Yazınsal arkadaşınızın kendini ifade edebilmesi için son anına kadar yazmasına yardımcı olmuşsanız,  günlük yazı yazma saatlerinizin anısıyla yaşıyorsanız, birlikte yazılarınızı okumuş, birbirinizi desteklemişseniz,  bu güzelim düşünsel yaşam eşinizin kaybıyla yıkılmışsa, doğrulup yeniden yazıyla barışabilmeniz için zaman gerekiyor.

Yazılarımı değerlendiren, bana yol gösteren, yeri geldiğinde sert eleştiren, yeri geldiğinde beni yüreklendiren yazınsal eşimin yokluğunda,  yazmak için kendi mücadeleme başlamalıyım artık.
İmren Tüzün
©Bütün Hakları Saklıdır / All Right Reserved

8 Ağustos 2013 Perşembe

Merhaba,

Şimdiye kadar bir  blog oluşturmayı ve yazmayı düşünmemiştim. Fakat, her nasıl olduysa, bu sabah bir blog hesabı oluşturdum ve şimdi ilk yazımı yazıyorum.

İçimdekileri yazıya dönüştürememenin sıkıntısını yaşıyorum. Oysa pek çok yazı yazdım, dergilerde, gazetelerde yayımlandı.

Eşim Ahmet Tüzün'ü kaybettikten sonra onun yazılarını, kütüphanesini arşivliyorum. Onun kültürel mirasına sahip çıkmak ve yaşatmak benim en büyük sorumluluğum.

Kendi alanım olan, resim, kısa film, yazıdan uzaklaşmadım aslında, sadece kendime odaklanamıyorum.

Günlüklerimi düzenli olarak defterime yazmaya çalışıyorum, hayatımın biricik tanığı günlüklerim diyebilirim.

Belki, burada, yazma isteği duyar ve yazdıklarımı paylaşma cesareti bulurum, kimbilir..

İmren Tüzün

©Bütün Hakları Saklıdır / All Right Reserved